Dünyanın sahte yüzüne kapılan insanlar sadece ahirette değil, dünya hayatında da Allah'ın dilemesiyle bu hatalarının karşılığını görürler. Kuran ahlakını yaşamayan bir insan, dünyanın en zengin veya en bilgili kişisi olsa dahi, çoğu zaman sahip olduğu bu özelliklerin hiçbiri onu mutlu etmez. İnkar etmelerinden dolayı, Allah hayatlarının hemen her anında bu kişilerin kalplerine sıkıntı ve huzursuzluk verir. Nefislerinin hoşuna giden pek çok nimetle iç içe yaşadıkları halde, bunların hiçbirinden gerçek anlamda zevk alamazlar. Ne kadar mutlu ve huzurlu görünseler de, bu genellikle aldatıcıdır.
İnkar edenlerin yaşadıkları sıkıntı, hayatlarının her alanına yayılmıştır. Allah'ın kudretini takdir edememeleri, kaderi düşünüp olaylara hayır gözüyle bakmamaları, güzel ahlak göstermemeleri onları zor bir hayata sürükler. Üstelik Kuran ahlakının insanlara nasıl mükemmel ve huzurlu bir hayat sunduğunu kavrayamadıkları için, dünyadaki her insanın kendileriyle aynı sıkıntılar içerisinde yaşadığını sanırlar. Oysa yaşadıkları sıkıntılar tümüyle kendi inanç bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Allah Kuran'da doğru yoldan sapan kimseler için, inkar etmeleri sebebiyle dünya hayatında da azap olduğunu bildirmiştir:
... Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. Dünya hayatında onlar için bir azap vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu da yoktur. (Rad Suresi, 33-34)
İnsanlara rızkı verenin Allah olduğunu, nimetini dilediğine açıp dilediğine kıstığını düşünmedikleri için zenginlik, makam gibi geçici değerleri elde edebilmek amacıyla kendilerini yıpratırlar. Bu uğurda çaba harcarken çoğu zaman sevdikleri şeylerden de fedakarlık etmek zorunda kalırlar. Bir yığın güçlük ve sıkıntıdan sonra, kendilerini mutlu edeceğini sandıkları dünyanın sahte süslerini belki elde ederler ama sonuç yine de farklı değildir. İsteklerine ulaşmak için yaşadıkları sıkıntının yanında, artık bir de bunları kaybetme korkusunun huzursuzluğunu duymaya başlamışlardır. Ellerindekilerle mutlu olmayı, sahip oldukları nimetlerle yetinmeyi bilmezler. Sürekli olarak içerisinde bulundukları durumdan şikayet eder, sahip olamadıkları şeylerden dolayı hallerinden yakınırlar. Kendilerinden daha zengin, daha kültürlü, daha yetenekli, daha güzel birini görmeleri bile morallerinin bozulması için yeterli olur.
Yaşadıkları sıkıntılı ruh halini dışarıya belli etmemeye gayret ederler. Çeşitli işlerle oyalanmaya, neşelenmeye, ruhlarındaki sıkıntılardan kurtulmaya çalışırlar. Zaman zaman gerçekten de geçici ve yüzeysel anlamda neşelendikleri olur. Bu tür zamanlarda, görünüşte mutludurlar; ama bu kalıcı bir mutluluk değildir. İçinde bulundukları ruh halini, endişelerini, korkularını dışarıya yansıtmamaya çalıştıklarından her zaman psikolojik açıdan baskı altındadırlar. Nitekim sıkıntılarını unutsalar bile, Allah'a tevekkül etmedikleri için herhangi başka bir olay yüzünden bir anda yeniden umutsuzluğa, karamsarlığa ve üzüntüye kapılabilirler. Ticaretle uğraşan birinin neşeli kahkahalar atarken, bir anda borcunu hatırlaması; benzer bir ortamda, bir öğrencinin kırık notlarını, yaşlıların gençliklerini, bir yakınını kaybedenin onunla beraber geçirdiği zamanlarını hatırlaması; kimisinin ayrıldığı arkadaşını, kimisinin de giderek kaçınılmaz son olan ölüme yaklaştığını düşünmesi, bir anda üzülmelerine ve durgunlaşmalarına neden olur.
Bu kimselerin zengin fakir, genç yaşlı, güzel veya çirkin olmaları da bu durumu değiştirmez. Sabahtan akşama kadar ağır şartlar altında çalışmak zorunda olan bir kimse de, hiçbir sorumluluk üstlenmek zorunda olmayan refah içerisindeki bir kişi de aynı konumdadır. Çevrelerindeki insanlardan gerçek anlamdaki ilgi, ihtimam, sevgi ve şefkati görememenin sıkıntısını sürekli olarak yaşarlar. Her gün düzenli olarak yaptıkları işlerin, üstlendikleri sorumlulukların hiç bitmeyeceğini düşündüklerinden, bütün bunlardan bıkkınlık duyarlar. Yaşadıkları hayatın ne kadar monoton ve anlamsız olduğunu fark etmeleri, ama buna çözüm bulamamaları ise, onları daha ciddi huzursuzluklara iter.
Bu durumdaki insanlar, Allah'a iman etmedikleri sürece, yaşadıkları sıkıntılardan ve endişelerden kurtulamazlar. Ancak yine de çözümü Allah'a sığınıp O'nun gösterdiği yola uymakta aramazlar. Yaşadıkları hayata alışmaya çalışır, zorluk ve sıkıntıları, hayatın bir parçası olarak kabullenirler.
Gerçekte ise Allah yaşadıkları tüm bu sıkıntılarla inkarlarına karşılık onları dünyada iken azaplandırmaktadır. Asıl gerçek yaşamları olan ahiret hayatını gözardı edip dünyanın sahte metaına yönelmeleri nedeniyle bu dünyanın acıları onlar için süreklidir.
Kuran'da "Artık Allah, onlara dünya hayatında 'horluğu ve aşağılanmayı' taddırdı. Eğer bilmiş olsalardı, ahiretin azabı gerçekten daha büyüktür." (Zümer Suresi, 26) ayetiyle bildirildiği gibi, ahirette onlar için bundan çok daha büyük bir azap vardır. Dünya hayatındayken yalanladıkları ahiretin ve ahiret azabının gerçekliğini orada iken tasdik edeceklerdir; ama bu onlara bir fayda sağlamayacak, Allah'ın laneti ve azabı ile karşılık göreceklerdir:
Cennet halkı, ateş halkına (şöyle) seslenecekler: "Bize Rabbimiz'in vadettiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun. Ki onlar Allah'ın yolundan alıkoyanlar, onda çarpıklık arayanlar ve ahireti tanımayanlardır." (Araf Suresi, 44-45)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder